Tunceli geleneklerine göre çarşambadan çarşambaya birbirini takip eden üç periyoddan oluşan Heftemal, büyük önem taşımaktadır. Eski takvime göre Mart’ın ilk çarşambası başlayan ve üç çarşamba üst üste devam eden Heftemal, yöresel dilde heft, yedi; mal, ev olmak üzere ‘yediev’, ‘yedi kapı’ anlamına gelmektedir. Yedi kavramının yörede büyük önem atfedilen ‘üçler, beşler, yediler, kırklar’ ritüelindeki Hz. Muhammed, Ali, Fadime Ana, Hasan, Hüseyin, İmam Zeynel, İmam Bakır’dan oluşan yedilerle ilişkisi kurulmaktadır. Tunceli yöresinde aylar içinde Mart ayı, büyük önem taşımaktadır. Mart ayına, ‘ayların şahı’ da denilmektedir. Bu tanımlama, hem inanç açısından önemli kabul edilen şahsiyetlerin doğum ve hakka yürümek hem de zorlu geçen kıştan sonra baharın müjdecisi olması açısından yerli yerine oturmaktadır. Örneğin İmam Hüseyin, Mart ayında dünyaya gelmiştir. İmam Hüseyin’in dünyaya geldiğini duyan bütün bitkiler ve ağaçlar secde etmişlerdir. Su bile saygısından akmamıştır. Hz. Ali de heftemala denk gelen Mart ayında doğmuşlardır. Nuh Tufanı, Mart’ta durmuş; yöre açısından büyük önem taşıyan seyitler de Mart’ta hakka yürümüşlerdir. Hatta yörede İsmail Peygamber’in kurban edilme ritüelinin de Mart’ta olduğuna inanılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde geçen Eshab-ı Kehf’in de (yedi uyurların) 300 sene uykuda kaldıktan sonra büyük heftemal günü kabul edilen 21 Mart sabahı uyandıkları da rivayet edilmektedir. Bu nedenle büyük heftemal günü, Hızır’ın torbasının asılı olduğu çınar ağacı dışında bütün ağaçların yerlere kadar eğilip secde ettiğine inanılır. Ağaçların secde ettiğini görenin ölümsüzlüğe ulaşacağına inanılmaktadır. İşte yöre insanının asırlardır her yıl büyük bir törenle tekrarladığı heftemal, toprağın da tohumlandığı mart ayına denk gelmektedir. Yörede varlığını sürdüren inanca göre dünyaya çalınan maya heftemalda tutmuştur. Böylece heftemal günü, dünya bereketle dolmuş kabul edilmektedir. O gün, bütün kuşlar, börtü böcek canlanır. Kış uykusuna yatmış hayvanların o gün uyandığına inanılır. Toprağa düşen cemrenin o gün gökyüzüne döndüğüne inanılmaktadır. Bu nedenle yörede gök gürlediğinde, insanlar en yakınında ne varsa onu tutarak, ‘rızkımızı derviş toprağından, nasibimizi mavi gökyüzünden ver’ diye dualar edilmektedir. Heftemale dair yerine getirilen çeşitli ritüeller bulunmaktadır. Bu ritüellerin başında o gün sabah erkenden uyanıp, kuşlar suya inmeden gidip su getirmek vardır. O gün getirilen su, ab-ı hayat suyu olarak kabul edilir. Rivayete göre Bozatlı Hızır, Sultan Süleyman’a ‘gel, Kevser Suyu’nu aramaya çıkalım’ demiş. Birlikte yaptıkları uzun yolculuktan sonra biraz dinlenmeye karar vermişler. Çok yorulan Sultan Süleyman uyurken Hızır hemen yanı başlarında bulunan kayalıkların ortasında gür bir su aktığını fark etmiş. Hemen atıyla oraya doğru yönelmiş ve o sudan hem kendi içmiş hem de atına içirmiş. Sonra dönüp gelerek, ‘ya Sultan Süleyman, kalk su iç’ diye uyarmış. Sultan Süleyman uyanana kadar su kaybolmuş. Böylece Hızır, ölümsüz olurken, Sultan Süleyman ölümsüzlüğe erişememiş. İşte heftemal günü erkenden alınıp getirilen su, böyle bir ritüelin tekrarıdır. Bu suyun alınacağı nokta, Munzur, Peri ya da Pülümür Çayı olabileceği gibi farklı yerleşim bölgelerinde yaşayanlar için farklı su kaynakları olabilmektedir. Yöre insanı için niyet etmek önemlidir. Getirilen su, evin bacasından içeriye, ahıra dökülmekte ve evin çeşitli yerlerine serpilmektedir. Getirilen su, yoğurt yapmak için maya olarak kullanılır. Sütün, kutsal kabul edilen bu su ile maya tutması, yılın yenilenmesi anlamına gelir. Varlıklı olanlar, kurban keserler. Kurban kesilirken dualar okunur. Bıçak kesilen kurbanın üzerine konur. Tekrar dua okunur. Kesilen kurban pişirilirken tuz atılması sırasında da dua okunur. Böylece o yılın uğurlu ve bereketli geçeceğine inanılmaktadır. Keza heftemal günü, bütün yaşam alanları temizlenir. İnsanlar yıkanır, erkekler tıraş olur; herkes temiz elbiselerini giyer. Bütün ömürleri sağlık içinde geçsin diye çocuklar, soğuk suyla banyo yaptırılır. Öküzler tarlaya götürülerek, sembolik olarak çift sürülür, öküzlerin kuyruğuna ve alnına kırmızı-beyaz ipler bağlanır; örülmüş boncuklar takılır. Ayrıca dağıtılmak üzere hazırlanan niyazlar da beraberinde götürülür. Niyaz için hazırlanan hamurdan öküzün boynuzuna ve alnına sürülür. Heftemalde yapılan ritüellerden biri de niyaz dağıtmak ve zırfet pişirip konu komşuyu davet etmek gelmektedir. O gün en güzel yemekler yapılır; yapılan yemek, ‘yedi ev’e lokma olarak dağıtılır. O gün pişirilen zırfetin içine üç parça ağaç konulur. Teberik de denilen o ağaç parçalarının şans getireceğine inanılır. Yenirken kime çıkarsa o kişinin bütün yılı şanslı geçireceği kabul edilir. Birbirini takip eden üç periyotların ilki olan küçük heftemal, toprağın canlanmaya başladığını müjdeler. Anadolu kültüründeki cemrenin toprağa düşmesiyle paralellik gösteren küçük heftemal, mart ayının ilk çarşambasına denk gelir. O gün, evler toparlanıp temizlenir. Kötülüklerden korunmak için civardaki akarsulardan getirilen su ile dualar okunur. Hayvanlara tuz verilir, mezarlar ziyaret edilir. Mart ayının ikinci çarşamba günü kabul edilen orta heftemalda ise yağan yağmurlarla birlikte mayalar da yenilenir. Yılın ilk yoğurdu, Munzur başta olmak üzere kutsiyet atfedilen kaynaklardan alınan sulardan mayalanır ve bütün yıl o mayadan elde edilen yoğurtun bir sonraki mayalamada kullanılmasıyla devam eder. Orta heftemal da, Anadolu kültüründe bulunan cemrenin suya düşmesiyle paralellik göstermektedir. O gün yedi çeşmeden yedi ayrı su getirilir. Hayvanların üstüne damlatılır. Böylece insanlar da, hayvanlar da manevi olarak suda yıkanıp arındırılarak, yeni yıla hazır olarak girileceğine inanılır. Yöre açısından en önem verilense ‘hautamalo pil’, ‘heftemale mezin’ olarak adlandırılan büyük heftemaldir. Büyük Heftemal, bütün dünyanın yeniden kuruluş günü olarak kabul edilmektedir. O gün doğa canlanır ve sabaha doğru bütün ağaç ve bitkilerin secde ettiğine inanılır. Bu secde halini görenlerin bütün dileklerinin yerine geldiği söylenir. Heftemalın üçüncü ve son aşaması kabul edilen büyük heftemalda dağın tepesine çıkılıp ateşler yakılarak, direnen kışın geçtiği müjdelenmektedir. Kışın bu zorlu yolcu edilmesi sırasında tepeye çıkıldığında, tulumlara ağır taşlar konularak, tepeye çıkartılması da geleneğin bir parçasıdır. Böyle yapılarak, yalnızca kışın gönderilmesi sağlanmakla kalınmadığı, aynı zamanda gelecek olan baharın ve yazın da bereketli geçmesinin istendiği anlatılmış olmaktadır. Giderek kaybolmaya yüz tutan bu gelenek, yöre insanının doğaya, çevreye, hayvanlara ve insana verdiği önemin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Tunceli Valiliği, Tunceli Folkloru (2012).