­

BÜYÜK İSKENDER'İN CENNETİ: NEMRUT KRATER GÖLÜ

BÜYÜK İSKENDER’İN CENNETİ: NEMRUT KRATER GÖLÜ

 

Zifiri karanlık bir gece… Etrafı dik yamaçlarla ve tepe noktalarında sarp kayalarla çevrili devasa bir çukurun içinde bulunan bir krater gölünün kenarında, rengarenk kamp çadırları sıralanmış. Akşam, gökyüzünde hilal şeklinde beliren ay, karanlık bastırdıkça hızla kayalıkların ardına doğru yol alırken, yıldızlara teslim ediyor bizleri. Bir ara arkadaşlarımızdan biri gözümüzün görebildiği binlerce yıldız arasından kutup yıldızını gösteriyor: “Bakın, bakın işte tam şurada, cezve şeklinde görebildiniz mi? İşte bu taraf kuzeyimizi gösteriyor!” 

Kamp ateşimiz yakılmış… Yıldızların eşlik ettiği kamp sohbeti şen kahkahalarla gecenin karanlığına karışıyor. Ateş etrafında halka şeklinde oturmuş arkadaşlara bakıyorum. Sohbetin sıcaklığı içimizi ısıtırken, gecenin karanlığında yanan odunların ateşi yüzlerde gölge oyunu oynamakta oldukça mahir… Alevlerin sıcaklığı yanaklarımızı okşuyor durmadan.

 

Ve ardından gecenin soğuğunun ayaza kestiği saatler başlıyor. Artık dinlenme vakti. Çadırlarımıza çekiliyoruz. Bir türlü uyku tutmuyor gözlerimi. Uyku tulumum, bu derece soğuk havalar için uygun nitelikte değil ne yazık ki! Çaresizlikten kat kat giymiş olduğum giysilerin içinde bir sağa bir sola debelenip dururken, sıcak nefesime sığınıyor bedenim. Eksi beş dereceleri gösteren bir havada, uyku tulumun iyi değilse üşüyorsun elbette… Uykuyla uyanıklık arasında bir iki saatlik bir kestirmenin ardından çiğ düşmüş bir sabaha uyanıyorum. Başımı, sudan çıkmış bir balık gibi çadırdan çıkardığımda kamp lideri Adem’le göz göze geliyoruz. Akşam, sabah erken saatlerde zirveye çıkacağını söyleyen Âdem, beni görünce kondisyon durumumu soruyor ve “Var mısın?” diyor. “Elbette, severim dağların zirvelerini!..” diyorum.

 

 

Çadırlarımız Nemrut kalderasında yer alan göllerden küçük gölün (Ilıgöl) kenarında kurulmuş. Arkadaşlarımız bir gün önceki yorgunluğu çadırlarında atadursunlar, Adem’le ben göle bakan güneydoğu yamacını hedefliyoruz ve zirveye doğru yavaş yavaş çıkmaya başlıyoruz. Adem, saatine bakıp, bulunduğumuz yer itibariyle 2300 rakımlı bir noktada olduğumuzu, yaklaşık 500-600 metrelik bir çıkış daha yapacağımızı belirtiyor. Bir taraftan gittikçe yükselen güneş, diğer taraftan yokuş tırmanırken kan dolaşımımızın artması nedeniyle ısınan bedenlerimiz kan ter içinde kalıyor. Bir de yanımıza su almayı unutunca!.. Olsun zirveye varma heyecanı dudaklarımızın kuruluğunu unutturuveriyor bir anda.

Eğim neredeyse yüzde yetmişler seviyesinde. Zirveye doğru yaklaştıkça kayalık bölgeler artmaya başlıyor. Doğrusu baretlerimiz de olmayınca mümkün mertebe dik kayalıkların sıfır noktasına yaklaşmadan ve risksiz alanlarından çıkışımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Nemrut Krater Gölü’nü tepeden neredeyse kuş bakışı görebildiğimiz zirveye ulaşıyoruz nihayet. Muhteşem ve seyrine doyulmaz panoramik bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Bu seyir esnasında hafızamda şu bilgiler canlanıyor: